![]() |
|
|
I.
FELSEFEYE GİRİŞ
A.
FELSEFENİN ANLAMI
Bugünkü
bildiğimiz anlamda, felsefeyi ilk olarak ortaya koyan eski Yunanlılar olmuştur.
Böyle bir felsefe, Klasik Çağ ya da Antik Çağ adı verilen, yalnız Yunan ve Roma
kültürlerini içine alan M.Ö. 8. yüzyılda başlayıp M.S. 5. yüzyılda sona eren bir
tarih aralığının ürünüdür. Bundan dolayı bu dönemdeki felsefeye Antik Felsefe de
denir.
Antik çağdan
önce de felsefeye benzer şeyler bulunuyordu. O toplumların (Yunan öncesi) bir
takım dini tasarımları- mythosları, efsaneleri-, diğer taraftan da bir takım
bilgileri vardır. Bu mythoslar, bilinçsiz olarak çalışan kollektif hayal
gücünden doğmadırlar. Bunlar gelenekle kuşaktan kuşağa geçerler. Bu bilgilerin
köklerinin Tanrı’da olduğuna inanılır, onun için bunlara olduğu gibi inanılır.
Diğer bilgiler ise tek tek kişilerin ya da kuşakların görgülerinden, pratik
amaçlar bakımından doğa üzerinde düşünmelerinden kaynaklanmaktadır.
Mythoslarda:
“Bu evren nereden gelip, nereye gidiyor:”, “Bu dünyada insanın yeri ve yazgısı
nedir?” sorularına bir cevap vardır. Bu cevaplar da oldukları gibi
benimsenirler, bunlara hiçbir kuşku duymadan inanılır, bunlar yalnız inanç
konusudurlar.
Ancak öyle bir
zaman gelir ki, insan bu cevaplarla yetinmez, bu sorular üzerine kendisi de
düşünmeğe başlar. Mythos ile geleneğin verdiği cevaplarla yetinmemeye başlar.
Bilmek, anlamak istediğine kendi aklıyla, kendi görgüleriyle ulaşmaya çalışır.
Pratik bilgiler açısından da durum böyledir. Burada da öyle bir an gelir ki,
insan bilgilerini ve görgülerini kendi varlığını ayakta tutmak için gerekli
pratik- teknik bilgiler için kullanmakla yetinmez olur. Yalnız bilmek için de
bilmek ister. Yani sadece salt bilmek peşinde olur. İşte felsefe böyle bir
durumda doğmuştur.
M.Ö. 6.
yüzyılda Yunan kültürü, Yunan felsefesi böyle bir durumu yaşamıştır. Bu yüzyılda
Yunanlılarda kutsal geleneğe bağlı açıklamalar bir kenara bırakılarak, tek
kişinin kendi aklıyla, kendi görgüleriyle kurmağa çalıştığı bilime dayanmak
isteyen tasarımlar üretilmeye başlandı.
İşte böyle bir
noktada Thales: “Varlığın ana maddesi, her şeyin kendisinden meydana geldiği
varlık (arche) nedir?” sorusuna, kendinden önceki mitolojik, dinsel
açıklamalardan farklı olarak, yine bu evrende varolan bir varlıkla cevapladı.
Thales’e göre, ilk varlık (arche) “Su”dur.
Bugün bizim de
kullandığımız felsefe kavramı, Yunanca philosophia kelimesinden gelir.
philosophia kelimesi, philia= sevgi, sophia= hikmet, bilgelik anlamına gelir.
buna göre philosophia, bilgeliği sevme, bilgeliğe ulaşma çabası demektir.
Platon’un
öğrencilerinden Herakleides Pontikos’un söylediğine göre philosophia kelimesini
ilkin kullanan Pythagoras’tır. Pythagoras kendine philosaphos (filozof) dermiş.
Çünkü ona göre bilgelik, tam ve eksiksiz doğru yalnız tanrılara yakışır. İnsan
bilgeliğe ulaşamaz, ancak onu sevebilir, sadece ona ulaşmağa çalışır.
Buna göre
philosophia durup dinlenmeden bilgiyi, doğruyu arama işidir. Düşünme ile olsun
deney ile olsun burada varılmak istenen şey, “doğru”dur, “hakikat”tir. Felsefe
doğruya ulaşmak ister, bunun için uğraşır. Eldekilerini bu amacı bakımından
sürekli sorgular eleştiren bir süzgeçten geçirir. Kısaca philosophia bilgiyi bir
sevmedir, ona varmak özleyişiyle yola düşme, onu elde etmek için bir çabadır.
Felsefenin anlamını daha iyi
kavrayabilmek için felsefenin diğer özelliklerine ve ana konularına geçmeden
önce bilginin ne olduğunu, bilgi türlerinin açıklanması yararlı olacaktır.
1. Bilginin
Tanımı:
Bilgi, suje ile obje
arasındaki ilişkiden doğan ürüne denir. Burada suje= özne, bilen yani insandır.
Obje= nesne ise bilinen yani varlıktır. Buna göre insanın, varlığı tanıma,
anlama ve bilme çabası sonucu ortaya çıkan ürüne bilgi denir.
Bilgi elde etme
insana özgüdür. İnsan dış varlığa yönelir, onlardan gelen algıyı düşünme yoluyla
bilgiye dönüştürür. Düşünme insanın zihin analında, objelerin bırakmış olduğu
izler üzerinde sürdürdüğü bir etkinliktir.
İnsan zihninde
bilginin oluşmasını sağlayan obje ile suje arasındaki ilişkiyi kuran bağlara
“bilgi akt”leri denir. Başlıca bilgi aktleri: Algılama akti, düşünme akti,
anlama akti ve açıklama akti.
2. Bilgi
Türleri :
Bilgi, araştıranın tutumuna,
kullandığı yönteme, konunun niteliğine göre değişik adlar alır. Bunlar:
“Gündelik bilgi, dini bilgi, teknik bilgi, Sanat bilgisi, bilimsel bilgi ve
felsefi bilgi.
a) Gündelik Bilgi (Empirik
bilgi)
İnsanın, günlük yaşamında
karşılaştığı problemin çözümüne ilişkin denemelerden, problemin çözümüne ilişkin
birkaç denemeden genellemelere ulaşması şeklinde ortaya çıkan bilgidir.
Örneğin, kekik suyunun mide
ağrısına iyi geldiği, papatya suyunun öksürüğe iyi geldiği şeklindeki bilgiler.
Özellikleri:
-Özeldir. Kişinin kendi
deneyimleri olduğu için, diğer insanlar için geçerli olmayabilir.
- Genel geçerliği yoktur. Bir
durum için geçerli olan, benzer durumlar için geçerli olmayabilir.
- Düzensizdir. Belli bir
yöntem izlenmeden ulaşılan bilgilerdir.
b) Dini Bilgi:
Tanrının, insanlara
peygamberler aracılığıyla ve vahiy yoluyla bazı emir ve yasaklar bildirmesi
sonucu ortaya çıkan bilgidir. Dini bilgi, kutsal olanla bunun karşısındaki
insanın ve evrenin konumunu, durumunu ve görevini belirleyen bir bilgidir.
Dini bilgide Tanrının
bildirdiklerine kesin bir iman ile inanılır. Dini bilgi kaynağı bakımından
İlahidir. Dini bilgi eleştirilemez ve değiştirilemezdir.
c) Teknik Bilgi:
İnsanın günlük yaşamı
kolaylaştırmak için bazı araç, gereçler yapması ile ilgili bilgidir. Teknik
bilgide temel amaç yarar sağlamaktır. İki türlü teknik bilgiden söz edilebilir.
1)
Gündelik bilgiye dayalı teknik bilgi:
İnsanın, pratik olarak
işleri kolaylaştırmak amacıyla gündelik deneyimlerine dayalı olarak ortaya konan
teknik bilgidir. Örneğin, tulumba yapılması, el arabası yapımı gibi.
2)
Bilimsel bilgiye dayalı teknik bilgi:
Bilimsel buluşlar, yasalar ya da ilkelerden yararlanılarak araç gereç
yapılmasıdır. Örneğin, uçak yapımı, otomobil yapımı, röntgen cihazı yapımı vb.
d) Sanat Bilgisi:
Sanatçının çevresindeki
olaylar ya da varlık karşısındaki heyecanlarını, duygulanımlarını sanat
alanlarından birinde ifade etmesi sonucu ortaya çıkan bilgidir.
Sanat bilgisi, özne nesne
ilişkisinde, özneye sıkı sıkıya bağlıdır. Sanatçı, bilgiyi sadece “kendine özgü”
olarak ortaya koyar. Örneğin, yeşil buğday tarlaları içindeki kırmızı lalelerin
resmini yapan iki ressamın yorumlamaları, algıları birbirinden farklı olacaktır.
e) Bilimsel Bilgi:
Bilimsel yöntem ve akıl
yürütme yoluyla varlıklar hakkında edinilen bilgidir. Belli bir alanda
yoğunlaşan düzenli ve sistemli hale getirilmiş bu bilgiler, çeşitli bilim
dallarını oluştururlar.
Bilimsel bilgiler, ele
aldıkları konularına, kullandıkları yöntemlerine ve amaçlarına göre üç gruba
ayrılır: Formel bilimler, doğa bilimleri, insan bilimleri.
1)
Formel Bilimler
Konusu duyularla
kavranamayan, ancak zihinsel olarak varolduğu kabul edilen ilke ve sembollerin
oluşturduğu bilimlerdir. Bunlar mantık ve matematiktir.
Formel bilimler, genel olarak
tümdengelim (dedüksiyon) yöntemini kullanır.
2)
Doğa Bilimleri
Doğayı ve doğada yer alan
varlıkları, doğada gerçekleşen olayları inceleyen bilimlerdir. Örneğin, fizik,
kimya, astronomi ve biyoloji gibi bilimlerdir.
Doğa bilimleri de genel
olarak tümevarım yöntemini kullanırlar.
3)
İnsan Bilimleri
İnsanla ilgili olayları,
insanın değişik yönlerinin ve insanların bir arada yaşamalarından meydana gelen
olayları inceleyen bilimlerdir. Örneğin, psikoloji, sosyoloji, antropoloji,
tarih, hukuk vb.
Bilimsel Bilginin
Özellikleri:
a)
Nesnellik:
Bilimsel bilgi
bireyden bireye değişmeyip herkes için aynı olan bilgidir.
b)
Evrensellik:
Bilim, herhangi bir milletin, ırkın, dinin malı değildir. Her milletten insanlar
bilimsel çalışma yapabilir. Örneğin, Amerikalı bir bilim adamının fizik
alanındaki bir çalışmasını Japon bir bilim adamı devam ettirebilir.
c)
Akla dayalı
olması: Bilimsel
bilgi insan aklının bir ürünüdür. Akıl ve mantık ilkelerine uygundur.
d)
Merak ve
hayret: Bilim,
insanın çevresindeki olayları veya varlıkları merak etmesi ve bunlar karşısında
duyduğu hayret sonucu ortaya çıkmıştır.
e)
Birikimli
olarak ilerleme:
İlk bilimsel çalışmalardan günümüze kadar bilimsel bilgiler birikerek gelmiştir.
Ancak her defasında biraz daha ileriye götürülerek ilerlemiştir.
Örneğin, ilk astronomi gök
sistemi olan Batlamyus sisteminde yer merkezde, güneş, ay ve diğer gezegenler
onun etrafında dairesel olarak hareket ederler. Daha sonra Kopernik yerin
merkezde olamayacağını, ancak güneşin merkezde olabileceğini, yaptığı
çalışmalarla ortaya koymuştur. Kepler de yörüngenin dairesel olamayacağını;
gezeğenlerin, odaklarından birinde güneş bulunan elips yörünge çizdiklerini
ortaya koymuştur. Bu şekilde astronomi sistemleri ile ilgili bilgilerde ilerleme
olmuştur.
Burada ilerleme, olaylar
hakkında elde edilen bilginin nesnel gerçekliğine en uygun hale gelmesidir.
f)
Olgusallık:
Bilimsel bilgi, yargıları doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilir olayları
dile getirir.
Ayrıca bilim olaylar
arasındaki neden-sonuç ilişkilerini inceleyerek yasalara ulaşmaya çalışır.
f- Felsefe Bilgisi:
Felsefi düşünce yoluyla gelen
geçer ve kesinlikten uzak, ama önyargısız, iyi temellendirilmiş güvenli ve
tutarlı bilgilerden oluşan bilgiye felsefe bilgisi denir.
3- Felsefe Bilgisinin
Özellikleri
Felsefenin ve dolayısıyla
felsefe bilgisinin ne olduğunu daha iyi anlamak için şu özelliklerin bilinmesi
uygun olacaktır.
a)
Felsefe sürekli soru sorma faaliyetidir. Felsefe ele aldığı konular üzerine
sorular sorar. Sürekli araştırmaya dayanan eleştirili bir tutumun sonucu olarak
ortaya çıkar. Felsefe problemleri bir defa çözüldüler mi felsefe olmaktan çıkar.
Bunlar bilimin konusu haline gelir. bir filozofun dediği gibi: “Felsefe
çözülmemiş problemlerin disiplinidir.”
b)
Felsefe bilgi üstüne bilgi faaliyetidir. Buna göre felsefe, kendi dışındaki
bilgi dallarının ortaya koyduğu verileri de sorgular, eleştirir, yorumlar.
Örneğin bilime dayanarak yapılan bilim felsefesi ya da sanat verilerine
dayanarak yapılan sanat felsefesi gibi.
c)
Felsefi bir sistemin doğruluğu ya da yanlışlığı araştırma konusu yapılamaz.
Ancak kendi içinde tutarlı olup olmadığına, çelişkili yargılarda bulunup
bulunmadığına bakılır.
d)
Felsefe bilgisi insan, varlık, bilgi ve değer hakkında oluşturulan sistemli ve
düzenli bir bilgidir. Filozof, ele aldığı konuları mantık ilkelerine son derece
uygun, düzenli olarak inceler.
e)
Felsefe bilgisi yığılan,
birikimsel bir bilgidir. Buna göre filozofların akıl yürütme ile ulaştığı
sonuçlar üst üste birikerek bir bütün oluşturur.
f)
Felsefe bilgisi aklı temel
alan bir soruşturma ve genel araştırmanın sonucu olan bilgidir.
e)
Felsefe bilgisi yığılan,
birikimsel bir bilgidir. Buna göre filozofların akıl yürütme ile ulaştığı
sonuçlar üst üste birikerek bir bütün oluşturur.
f)
Felsefe bilgisi aklı temel
alan bir soruşturma ve genel araştırmanın sonucu olan bir bilgidir.
g)
Felsefe bilgisi birleştirici ve bütünleştiricidir. O varlığı ve yaşamı bir bütün
olarak ele alır.
h)
Felsefe diğer bilimlerde
olduğu gibi ilerleme özelliğine sahip değildir. Felsefe tarihinde, sonra gelen
filozof, önce gelen düşünürleri aşmış, onların çözemediği problemleri çözüme
kavuşturmuş değildir.
ı)
Felsefe bilgisi, doğruluğu
açıkça saptanabilen bir bilgi değildir. Felsefe, bir konu hakkında filozofun
düşüncelerini içeren bilgiler şeklindedir. Dolayısıyla doğruluğunu ispatlamak
gibi bir durum söz konusu değildir.
i)
Felsefe bilgisi, filozofun
kişiliğini yansıtan bilgiler ortaya koyar. Felsefede bilimlerde olduğu gibi
objeye bağlı kalan bir objektiflik yoktur.
j)
Filozofun içinde yaşadığı
toplumsal koşullar onun felsefesini etkiler. Filozof da sosyalleşmiş bir varlık
olarak toplumun özelliklerinden etkilenir.
k)
Ayrıca filozof içinde yaşadığı toplumu da etkiler. Filozoflar düşünceleriyle
toplumsal koşulların değişmesinde de önemli rol oynayabilir.
l)
Felsefe
bilgisi evrenseldir, çünkü insan yaşantısına giren her şey felsefe konusu
olabilir.
4-
Felsefenin Konuları
Temelde,
felsefenin konularını varlık, bilgi ve değerler oluşturur. Bunun yanında ele
alınan problemler ve konulara bağlı olarak ortaya çıkan felsefenin alt dalları
da vardır. Bunlar;
·
Bilgi felsefesi
·
Bilim felsefesi
·
Varlık felsefesi
·
Ahlak felsefesi
·
Siyaset felsefesi
·
Sanat felsefesi
·
Din felsefesidir.
- Bilginin ne olduğunu, nasıl
elde edildiğini, değerini, insan aklının neyi, nasıl bilebileceğini araştıran
Bilgi felsefesi felsefenin temel konularındandır.
- Bilim
rasyonel bir faaliyet midir? Tümevarım yöntemi temellendirilebilir mi?
Bilimlerin kullandığı yöntemler sağlam ve kesin yöntemler midir? İşte bu
sorulara cevap bulmaya çalışan Bilim felsefesidir.
- Varlığın
gerçekten var olup olmadığı, görünüşlerin ötesinde gerçek bir varlık alanı var
mıdır? Varlık ne olarak vardır? türünden problemlerin disiplini Varlık
felsefesidir.
- İnsan
eylemlerinin ahlaksal bakımdan temelleri nedir? İnsan eylemlerinde neyin doğru,
neyin yanlış olduğu, evrensel ahlak yasasının varlığı, insan için en yüksek
mutluluk neden meydana gelir? İnsan mutluluğa nasıl erişebilir? türünden
problemlerle ilgili disiplin Ahlak felsefesinin konularını oluşturur.
- İnsan, insan
grupları içinde yaşar. Bu nedenle insan amaçlarını bir toplum içinde
gerçekleştirebilmek için, genelin iyiliğini gözeten yasalara ve yönetim biçimine
ihtiyaç duyar. İşte Siyaset felsefesi, insan davranışlarını doğrudan etkileyen
yasaları, yönetim biçimlerini konu alır. Yasaların kaynağını, insan için en iyi
yönetim biçiminin ne olduğunu araştırır.
- Güzellik
nedir? Sanatın kaynağı nedir? Sanat eseri nasıl oluşur şeklindeki soruları konu
alan Sanat felsefesi ya da Estetik felsefenin konularından bir başkasıdır.
- Tanrı’nın
varlığı, insanın evrendeki yazgısı, ruhun ölümsüzlüğü gibi problemleri alan Din
felsefesi de diğer bir temel felsefe konusudur.
Felsefenin bu
konuları çağlara, tarihsel ve toplumsal koşullara göre değişmiş, biri
diğerlerine göre öne çıkmıştır. Örneğin ilk çağda varlık felsefesi önem
kazanmış, filozoflar doğaya ilişkin araştırmalar yapmış, felsefenin öncelikli
problemi varlığı meydana getiren ana madde (arche) nedir? sorusu olmuştur. İki
yüzyıl kadar sonra insana yönelinmiş, insan ve toplumla ilgili problemler ön
plana çıkmış ahlak ve bilgi felsefesi önem kazanmış. Yine ortaçağda ağırlık
kazanan din felsefesi, rönesanstan sonra akla ve bilime yönelmiş, dolayısıyla
bilgi felsefesi önem kazanmıştır. 19 ve 20. yüzyıllarda bilimlerdeki olağan üstü
ilerlemelerle bilim önem kazanmış, bilim felsefesi ön plana çıkmıştır.
Fakat bütün
bunlara rağmen, felsefenin bu dallarından üç tanesi tarihsel süreç içerisinde,
kendilerini felsefenin hiç değişmeyen dalları olarak göstermiştir. Bunlar varlık
felsefesi, bilgi felsefesi, ve ahlak felsefesidir.
B. FELSEFENİN ÇEŞİTLİ
ALANLARLA İLİŞKİSİ
1.
Felsefenin Bilimle, Dinle ve Sanatla İlişkisi
Felsefenin,
daha önce üzerinde durduğumuz bilgi türleriyle, her zaman yakın ve doğrudan bir
ilişkisi olmuştur. Özellikle felsefe ile birlikte, din, bilim ve sanat aynı
varlık alanını farklı yorumlamanın sonucunda ortaya çıkmış alanlardır.
Ancak,
felsefenin bu alanlarla ilişkisi yanlış anlaşılmamalı, biri diğerine
indirgenmemeli, biri diğerinden üstün görülmemeli ya da biri diğerlerinden üstte
tutulup, hepsini kapsayıcı bir alan olarak kabul edilmemelidir. Çünkü bu alanlar
birbirlerinden farklılık gösterir. İnsan varlığı her zaman, çok zengin bir
kültürel ve manevi hayata sahip olmuştur. İşte bu alanların her biri bu
zenginliğin ve çeşitliliğin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin diğer
alanlara indirgenemeyeceği, onlarla olan ilişkisi tek tek ele alınırsa daha iyi
anlaşılacaktır.
a)
Felsefe-Bilim
Felsefe ile
bilim arasında her zaman bir ilişki olmuştur. Nitekim büyük filozofların bir
çoğu aynı zamanda birer bilim adamıdır. Felsefe ile bilim arasındaki ilişki
günümüzde de devam etmektedir. 20. yüzyılda, bu ilişki sonucu bilimin
yöntemlerini, bilimsel açıklamayı konu alan bilim felsefesi doğmuştur.
Bilim ile
felsefe arasındaki bu ilişkinin ele alınmasında bazı benzerlikler ve
farklılıklar ortaya çıkmıştır.
Bunlar;
1) Felsefeyle
bilim her şeyden önce birbirlerine amaç bakımından benzerler. Her ikisi de
dünyayı daha geniş bir anlamda varlığı açıklamaya ve yorumlamaya çalışır. Ancak
bunu yaparken bilim varlığı parçalara ayırarak inceler. Felsefe ise varlığı bir
bütün olarak ele alır.
2) Bilim
varlığı bir yönüyle ele alır. Örneğin; fizik varlığı hareket açısından, biyoloji
ise canlılık açısından inceler. Felsefe ise varlığı bütünüyle, tüm yönleriyle
ele alır.
3) Bilim ve
felsefe hazır ve eleştiri süzgecinden geçirilmemiş bir bilgiyle yetinmeyip,
doğruları etkin ve eleştirel bir tavırla ve kendi güçleriyle bulma çabası
gösterir.
4) Felsefe ve
bilim, her ikisinde de akıl ve mantık ilkelerine göre, tutarlı bir biçimde
düşünmek esastır.
5) Her ikisinde
de amaç evreni ve insan yaşantısını anlamak ve açıklamaktır.
6) Bilim ve
felsefe arasında yöntem bakımından bir farklılık vardır. bilim genel geçerliliği
bulunan ve herkesçe gözlemlenebilir olan olaylardan ve olgulardan hareket eder
ve yine olgulara dönerek temellendirmeye çalışır. Felsefe de bir çeşit olgu
demek olan insan yaşantısından hareket eder. Ancak ulaştığı sonuçları, olgulara
dayalı olarak değil, mantıksal çözümlemelere ve akıl yürütme yoluna başvurur.
7) Bilimlerde
deney yoluyla test edilebilir olan bir bilgi birikimi gerçekleşmiş ve bu birikim
pratik amaçla teknolojinin doğuşuna yol açmıştır. Ancak felsefe, her ne kadar
bir bilgi türü olsa da, felsefenin temelinde yeni bilgi üretme çabası yoktur.
8) Felsefe,
insana pratik bir yarar ya da çıkar sağlamak peşinde olmayıp, daha çok onun
bilme, anlama ve gerçeği görme arzusunu karşılamalı, merakını gidermektir. Bilim
de kısmen bu çabaya hizmet etse de, daha çok sonuçları uygulamaya yönelik ve
yarar sağlamak çabasındadır.
b)
Felsefe-Din
Felsefe ve din
birbirlerinden farklı iki disiplin olsa da, tarihte yakın ilişkiler içinde
olmuşlardır. Öncelikle felsefe, özellikle antik çağda Yunan dinsel inanışlarının
eleştirilmesiyle başlamıştır. Felsefenin doğuşu, Yunan mitolojisinin dinsel
açıklamalarının yetersizliği sonucu olmuştur. Ortaçağ da ise felsefe dine çok
yaklaşmıştır. Bu dönemde felsefe, hem İslam dünyasında, hem de Hıristiyanlıkta
dinsel inançları temellendirmek için kullanılmıştır. Bu şekilde dinin temel
kavramlarını inceleyen, dinin ilkelerini temellendiren ya da eleştiren,
sorgulayan din felsefesi ortaya çıkmıştır.
İki ayrı
disiplin olarak din ve felsefe arasında da bazı farklılık ve benzerlikler
vardır.
Bunlar;
1) Felsefeyle
din arasında yöneldikleri amaç bakımından bir benzerlik vardır. felsefe de din
de varlık ve değer bakımından en temel olanı bulmaya çalışır. Hem felsefe hem de
din insanı ve evreni anlamaya ve açıklamaya koyulur.
2) Felsefe ve
din arasında kaynak ve yöntem bakımından bir farklılık vardır. din kaynağı
bakımından ilahidir, oysa felsefe insan eseridir. Dinde ifade edilen doğrular,
özellikle tek Tanrı’lı dinlerde, insana vahiy yoluyla ve Tanrı’nın elçileriyle
iletilirken felsefe de doğruların yalnızca akıl yoluyla ulaşılır.
3) Dinin
kaynağında Tanrı ya da belirli özellikleri olan bir Tanrı inancı vardır. bu
inanç dinde sezgi, vahiy ya da kutsal kitap yoluyla temellenir. Felsefe ise
sadece insana ve insan aklına dayanır ve akıl yürütme ile temellendirilir.
4) Dinde
eleştiriye, temel iddiaların doğruluğundan kuşku duymaya hiçbir şekilde yer
yoktur. Felsefede tüm iddialar akıl yoluyla tartışılır ve temellendirilir.
5) Dinde tüm
inançlar mutlak olduğu halde felsefede mutlak olan hemen hiçbir önerme yoktur.
Çünkü felsefeyi ortaya çıkaran şey eleştirel zihniyettir.
6) Din ile
felsefe arasında ulaştıkları sonuç bakımından bir benzerlik vardır. her ikisi
de insanın içinde yaşadığı evreni ve insan var oluşunu anlama ve açıklama
arzusunu karşılar. Din, insana manevi bir huzur, felsefe ise zihinsel bakımdan
haz verir.
c)
Felsefe-Sanat
Felsefe ve
sanat, hiçbir şekilde birbirine indirgenemeyen insan ürünü alanlardır. Felsefe
ve sanat arasında da bazı farklılıklar ve benzerliklerden söz edilebilir.
Bunlar;
1) Felsefe ve
sanat arasında belli bir gerçekliğe yönelmeleri bakımından bir benzerlik vardır.
her ikisi de doğayı, insan varlığını konu alır. Hem felsefe hem de sanat
yöneldikleri bu varlık alanını yansıtır, ifade eder ve yorumlar.
2) Felsefede,
insan yalnızca aklına ve akıl yürütme gücüne dayanır. Bu akıl yürütmenin
temelinde ise kişinin sahip olduğu bilgi birimi, kavramlar ve mantık ilkeleri
vardır. Sanat ise, söz konusu yaratıcı faaliyetinde ise doğrudan doğruya
duygulara, sanatçının hayal gücüne, sembolleştirmesine dayanır.
3) Felsefe daha
çok insanın eleştirel tavrını, düşünme yöntemlerini geliştirir. Oysa sanat
insandaki güzellik ve beğeni duygusunu geliştirir. Çünkü sanatın temelinde güzel
olanı yakalama ve ifade etme vardır.
2.
Felsefenin Gereği
Felsefe,
hakkında çok farklı yargılarda bulunulan bir disiplindir. Bazen ona büyük değer
vererek, diğer bilgilerden üstün tutarlar, bazıları ise onu yerin dibine
batırır.
Descartes,
“Felsefesiz yaşamak açmadan gözü kapalı yaşamaktır.”derken, Necip Fazıl
Kısakürek, “Felsefe bir çuval çürük ceviz içinde bulunan sağlam bir cevizi el
yordamı ile bulmaya benzer.”diyor.
Katip Çelebi,
Osmanlıların geri kalış sebebini felsefe derslerinin medreselerden
kaldırılmasında görüyor. J.J. Rousseau ise şöyle diyor: “Felsefe nedir? En
tanınmış filozofların kitaplarında nedir? Onları dinlerken insan kendini bir
Pazar yerinde avaz avaz bağıran bir sürü madrabaz arasında sanır. Her biri bana
gelin, bana gelen aldanmaz diye bağırır durur.”
İşte, hakkında
ne söylenirse söylensin felsefe denen bir disiplin vardır. çünkü felsefe ile
uğraşmak yani felsefe yapmak insanın doğasında vardır. onu terk etmek mümkün
değildir. Bunu Aristoteles şöyle ifade eder: “Felsefe yapmak mı lazım
diyorsunuz, öyleyse felsefe yapmak gereklidir. Felsefem yapmamak lazım mı
diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe yapmak gerekir.”
Pascal, bu
durumu şöyle ifade ediyor: “Felsefe ile alay etmek felsefe yapmaktır.” Bu, şu
demektir: Felsefeden kurtulmak mümkün değildir.
Bu durumda
zorunlu olarak yapılan felsefe insana ne kazandırır? Yalnızca merak gidermek
için yapılan kuramsal bir bilgi midir? Yakın pratikte bir geçerliği var mıdır?
İşte bu soruların cevabı aynı zamanda felsefenin gerekliliği hakkında bize bir
bilgi verir. Buna göre;
a) Felsefenin
pratik amacı, insanları felsefi tutum içine sokmaktır. Felsefi tutum, felsefe
bilgisinin benimsenerek filozofça tutum kazanma durumudur.
b) Bir konuda
farklı düşüncelerin ortaya çıkışı ve bunların bir birini yok edememeleri,
insanın değişmez, mutlak bilgiyi elde edemeyeceğinin bir kanıtıdır. İnsanın
bilme gücü ile ilgili bir belirlemedir. Bu bir bakıma insanın
değerlendirilmesidir. Eğer insan kendisini iyi tanırsa yapıp etmelerinde daha
başarılı olur. Doğasına uygun hareket doğru olan harekettir. İşte felsefe,
insana bunu kazandırabilir.
c) Felsefe,
insanın bir konuda, fanatik, dogmatik olmaması gerekliliğini ortaya koyar. Bu
da, bir toplum içerisinde insanca yaşamanın şartı olan hoşgörü fikrinin en etken
nedenidir. Hoşgörünün bulunmadığı yerde taassup vardır. taassup bir fikre veya
inanca körü körüne bağlanmak, başkasına hak tanımamaktır.
a.
Geçmişten Geleceğe Felsefenin Fonksiyonu
Felsefe, en az
iki bin beş yüz yıllık bir faaliyet olarak uygarlık tarihinde bir hayli etkili
olmuştur. İnsanların ve toplumların yaşamlarında önemli bir takım işlevler
gerçekleştirmiştir. Felsefenin değerini ve önemini ortaya koyan bu işlevler şu
şekilde sıralanabilir:
1) Büyük
uygarlıklar söz konusu olduğunda, felsefe bütün bir ortaçağ boyunca dine ve dini
düşünceye hizmet etmiştir; yani felsefe bir inancın biçimlenmesinde ve
temellendirilmesinde önemli etkiye sahip olmuştur.
2) Filozofların
düşünceleri büyük siyasi oluşumların ve dönüşümlerin ortaya çıkışında da etkili
olmuştur. Örneğin; Büyük Fransız devrimi ve Bolşevik İhtilali gibi büyük siyasi
hareketlerin temelinde filozofların görüşleri vardır.
3) Felsefenin
toplumsal düzeydeki bir başka işlevi de demokrasinin gelişmesine ve işleyişine
yaptığı katkıda kendini gösterir. Demokrasi en iyi bir biçimde, demokrasiyle
yönetilen insanlar eleştirel bir bakış açısına sahip oldukları zaman yürür.
İnsanlar, gerçek ve sağlam akıl yürütmeyle iyiyle-kötüyü, boş ve aldatıcı
sözleri birbirinden ayırt edebildiklerinde gerçekleşir. İşte insanlarda bu
sağlam akıl yürütmeyi felsefe ile edinebilir.
4) Bireyin
yaşamında da felsefe, önemli işlevler gerçekleştirebilir. Çünkü felsefe her
şeyden önce insanın var oluşunun anlamışla ilgili bazı temel soruları ele alır.
İnsanlar, yaşamlarında zaman zaman “Niçin bu dünyadayım?”, “Yaşamımın bir amacı
var mı?”, “Bir şeyi doğru ya da yanlış kılan nedir?”, “Zihin bedenden farklı
mıdır?”, “Ölümden sonra insana ne olur?” türünden felsefi sorular sorar. İnsanın
bu sorular üzerinde düşünmesinde var oluşumuzu anlamlandırmak açısından büyük
yarar vardır. işte bu ilkelerin sorgulanmaları ve temellendirilmeleri, insanın
bu dünyadaki var oluşunu anlamlandırabilmesi ve geliştirebilmesi açısından,
felsefe önemli bir işleve sahiptir. Sokrates’in dediği gibi: “İncelenmemiş,
sorguya çekilmemiş bir yaşam, yaşanmaya değer değildir.”
5) Felsefe,
insana bir çok konuda doğru ve açık seçik düşünebilmeyi öğretir. Felsefi
düşüncenin yöntemleri insana hemen her konuda akıl yürütebilmesi için gerekli
temelleri sağlar.
6) Ayrıca
felsefe, insana mutluluk ya da haz verir. Bu durum, insanın bir beden kadar bir
ruha sahip olduğunu unutmazsak, daha açık hale gelir. insanın ruhsal
ihtiyaçlarının başında, merakını giderme, öğrenme, evreni ve kendisini anlama,
yaşamını anlamlandırma isteği vardır. felsefe, işte bu isteği karşılayabilir.
b. Felsefe
ve Metafizik
Metafizik
terimi, Aristoteles (M.Ö. 384-322)’in “Varlığın nedenlerini ve temel ilkelerini”
konu alan kitabına Metafizik (Fizikten sonra gelen) adı verildikten sonra ortaya
çıkmıştır. Aristoteles, bu eserinde genel olarak varlığın kendisini, evrenin
yapısını ve nihayet Tanrı ile ruh konusunu ele alır. Bu yüzden metafizik
problemler üç başlık altında toplanabilir.
1) Genel
olarak varlıkla ilgili problemler
Varlıkla ilgili
problemler söz konusu olduğunda öncelikle araştırılan konu, gerçekten var olanın
ne olduğu konusudur. Buna göre gerçekten var olan şey, materyalistlerin dediği
gibi madde cinsinden bir varlık olabilir. Buna karşın idealist filozoflar ise
insan zihninden bağımsız bir gerçekliğin var oluşunu kabul etmezler. Onlar,
yalnızca ide ya da düşüncenin gerçekten var olduğu öne sürerler.
2) Evrenin
yapısı ve oluşumu ile ilgili problemler
Bu problemlerle
ilgili olarak üç bakış açısı ya da yaklaşımdan söz edilebilir. Bu yaklaşımlar
mekanist, teleolojik ve teolojik evren görüşlerinden oluşur.
Mekanist
yaklaşım:
Evrendeki her
şeyi mekanik nedenlerle nedenselliğin bir sonucu olarak açıklar. Mekanizme göre
evrenin bir amacı yoktur, burada her şey nedenlerin sonucu olarak ve
zorunlulukla ortaya çıkar.
Teleolojik
Yaklaşım:
Evrendeki her şeyin belirli bir plana göre ortaya çıktığını tüm varlıkların
gerçekleştirecek bir amaçları bulunduğunu söyler. Bu bakış açısına göre, evrende
bir düzen vardır ve bu düzen, bir düzen vericinin varlığını gerektirir. Nasıl ki
gelişi güzel ortaya atılmış belirli sayıdaki çelik parçasından bir saat meydana
gelmezse, tam tersine saatin doğuşu için o çelik parçacıklarına bir düzen
kazandıracak saatçiye ya da akıllı insan varlığına gerek duyuluyorsa, evrendeki
düzenin nedeni olan düzen verici varlık olmalıdır. Evreni bir amaca göre
düzenleyen bu varlık da Tanrı’dır.
Teolojik
Yaklaşım:
Evrenin
kendisinin ve evrendeki varlıkların mümkün varlıklar olduğunu yani onların var
olmaları kadar var olmamalarının da olanaklı olduğunu söyleyen görüştür. Bu
mümkün varlıkların ancak, varlığı zorunlu olan yani var olmaması düşünülemeyen
Tanrı yoluyla açıklanabileceğini savunur.
3) Tanrı ve
ruhun varlığıyla ilgili problemler
Metafiziğin
kapsamı içine yukarıdaki Tanrı problemine ek olarak bir de ruhun varlığıyla
ilgili problemler girer. Bu problemler “ruhun doğası, ruhun bedenle olan
ilişkisi ve ruhun bedenin ruhun yok oluşundan sonraki yazgısı” ile ilgili
problemlerdir. Bu problemleri konu alan, çok sayıda farklı görüşe, farklı çağlardan, çok sayıda örnek getirilebilir. Yani metafiziğin kapsamı içine giren konular, insanı yakından ilgilendiren konular olduğu için felsefe tarihinde çok sayıda metafizik görüşe rastlanabilir.
|
|
|
Copyright ©2007-2008 Felsefeegitimi.com Tüm Hakları Saklıdır. www.egitimogretim.com Üyesidir. |